Nereye kayboldum?

Ritim Blog’a artık kendi adresinden ulaşılıyor. Bu yazıya yeni adresi olan aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

https://ritimblog.com/2018/02/08/nereye-kayboldum/

Reklamlar
Yorum bırakın

32 Yorum

  1. aytacdirek

     /  08/02/2018

    Geçmiş olsun Mert. Uzun süredir seni Strava’dan takip ediyorum,bir sorunun olduğunu anlamıştım. Koşu forum’da 2 yıl önce açtığım Osteitis Pubis konusuna cevap yazmıştın. “Benimde sol kalça bölgemde benzer bir ağrı var,şimdilik birbirimizi idare ediyoruz” demiştin. Buradan şunu anlıyorum belki de bu sorun 2 yıl öncesinde ilk sinyallerini göstermeye başlamıştı sende. Forumda ilgili yazıya bakabilirsin.Ben Osteitis Pubis’ten koşuya uzun bir süre ara vererek “kısmen” kurtuldum. Şimdi uzun,kısa,tempo her türlü antrenmanlarımı yapabiliyorum fakat kendimi aşırı zorladığımda sol kalçamın içindeki o sinsi ağrı ben buradayım diyor hep. Ben bu rahatsızlığımı kontrol ederek koşmaya devam ediyorum. Senin de en kısa sürede sağlığına kavuşmanı diliyorum.

    Cevapla
  2. Arda

     /  08/02/2018

    Geçmiş olsun. Umarım tedavi etkisini gösterir ve en kısa sürede normal yaşantına dönersin. Sağlıcakla.

    Cevapla
  3. Mert çok geçmiş olsun acil şifalar diliyorum kolay bir süreç değil duygularını anlıyorum bununda üstesinde geleceksin ÇAYYOLU piste tekrar görüşmek koşmak dileğiyle selamlar

    Cevapla
  4. Dogan

     /  08/02/2018

    Çok geçmiş olsun. Sporcu sakatlıklarıyla uğraşmak sedanter olarak yaşamaktan bin kat daha iyidir. Sedanterlerin mutlaka yüzleşeceği tansiyon, kolestrol, insülin direnci vs uğraşacağıma, kadim dostlarım runners knee ve plantar fasciitis’le mutlu bir şekilde geçinip giderim. Ne demiş Nietzche? “Beni öldürmeyen acı güçlendirir” 🙂

    Cevapla
  5. Emrah Gülle

     /  08/02/2018

    selamlar,
    öncelikle çok geçmiş olsun. umarım en kısa sürede koşmaya geri dönebilirsiniz!
    bunu yürekten diliyorum, çünkü ben de yaklaşık 1-1,5 yıldır sakatlık illetiyle boğuşuyorum. aslında sorun hep aynı (tarak kemiklerimde stres kırığı ve buna bağlı şiddetli ödem), fakat ayaklarımın farklı yerlerinde oluştuğu için tam olarak çözüm bulunamıyor. yumuşak tabanlı ayakkabılar, uzun dinlenme süreleri, kademeli yoğunluk arttırmalar, özel tabanlıklar vb… ancak nafile. anatomik olarak yüksek kubbeli (high-arched) ayaklarım olması nedeniyle bu sakatlığın kaçınılmaz olduğu yorumunu birkaç farklı ortopedi uzmanından dinledim. doğrusu çok umutsuz günlerim oldu ve son 2-3 haftadır da benzer bir ruh hali içindeyim. kendimi sürekli koştuğum yarışların içindeyken hayal ediyorum: sabahları işe giderken mesela, 1. Köprü’ye yaklaştıkça 2015’te koştuğum İstanbul Maratonu’nun başlangıç anındaki heyecanım aklıma geliyor. gene serin bir sabahta, bir start yazısının altında aynı (ya da en azından benzer) duyguları hissetmek istiyorum. bazen uyumadan önce, İznik Gölü etrafındaki zeytinliklerin içinde, ağaç dallarından ve çamur birikintilerinden sakınmaya çalışarak ilerleyen halimle hayal ediyorum kendimi. hafif gülümsüyorum. uykum kaçıyor. sonra Bozcaada’nın rüzgarında, Darıca’nın yokuşlarında, İzmir’in cehennem sıcağında koştuğum yarı maratonlar… bir toplantıda, öğle yemeğinde ya da ayaküstü bir konuşmanın ortasında zamansızca kafamda belirip yok olan imgeler, anlar. bunları hayal ettikçe, tekrar yapıp yapamayacağım kocaman bir soru işareti olarak aklımın bir yerinde takılı kalıyor, benimle yaşıyor, melankoli ve hüzün kaynağı oluyor… doğrusu, şu anda yazarken dahi oluyor bu. ne de olsa yaş 38. İstanbul temposunda, çok oturup az hareket ederek, cam bir ofiste ve genellikle stres altında ne kadar sağlıklı kalabilirim? uzun yarış hazırlıklarını, antrenmanları, ailemi ihmal etmeden nasıl daha uzun yıllar boyu devam ettirebilirim? artık koşmasam mı diye düşündüğüm çok oldu. benzer düşüncelerin eşiğindeyken evde yatan koşu ayakkabılarıma baktıkça bile kötü hisseder oldum. yahu düşünüyorum da portmantonun ücra bir köşesinde kendi halinde duran masum bir çift koşu ayakkabısı bir insanı ne kadar üzebilir ki? komik, değil mi? e yaşayan bilir, komik değil! o fosforlu yeşil, turuncu pabuçlar üzebiliyor insanı işte… :))) ama yazdıklarınızı okurken bu ruh halinden bir an evvel kurtulmam gerektiğini de daha ciddi düşünmeye başladım. önümdeki yıllar boyu, mümkün olduğunca koşuya devam edebilmek için neler yapmam gerektiğine odaklanmaya, gerekirse 2-3 aylık aralara katlanmaya ve kısa yarışlar koşarak da olsa bu dünyanın içinde kalmaya, kızıma örnek olmaya çalışmaya devam etme kararı aldım. yaklaşımımı gözden geçirip edğiştirmeye çalıştım (son 2 saattir bununla uğraşıyorum :)). işte bu nedenle ne olursa olsun daha sık yazmalısınız; iç açıcı şeyler yaşamasanız da, paylaşmalısınız. bunlar da, tıpkı iyi dereceyle biten bir maraton ya da sağlıkla devam eden upuzun bir ultra hazırlığı gibi, ilham kaynağı oluyor. herhangi bir negatif durum karşısındaki tutumunuz ve yaklaşımınız da yeni kapılar açabiliyor okuyuculara… çünkü şimdiye kadar yaptıklarınız, bize de yapabileceğimizi anlattı hep.
    sevgiyle,
    EG

    Cevapla
  6. Çok geçmiş olsun. Biliyorum zor ama kendine kızıp, neyi yanlış yaptım vs. diye de kendine çok yüklenmemek lazım. Sonuç itibari ile amatör sporcular olarak bir fizyoterapist ve masör ordusu ile yaşamıyor, günün her saatini antremana ayıramıyoruz. Senin bu kadar zaman sakatlık yaşamadan bu işe devam edebilmiş olman büyük başarı. Sakatlık, ve sakatlık kadar sakatlıktan geri dönebilmek, gerektiğinde ara verebilmek, moralman sakatlık ile başa çıkabilmek de bu işlerin bir parçası ne yazıkki. Umarım olabildiğince çabuk sağlığına kavuşursun…

    Cevapla
  7. selam, geçmiş olsun . tek tavsiyem iyileşme sürecinde çok aceleci davranmamandır. elimizdeki basit bir kesi bile kendini 15 gün hissettirebilirken , sen ameliyat olmuşsun. acele etmeden, kendine zaman ver ve dediğin gibi başkalarının koşu hakkında söylediklerine kulaklarını tıka

    Cevapla
  8. Asıl sorun belki de 2 ayaklı memeliler olarak evrimimizi henüz tamamlamamış olmamızdır, kimbilir? Birkaç yüzbin yıl sonra bel sorunları azalabilir (ama yeni başka sorunlar da ortaya çıkabilir)… Şu bacağı dizleri bükmeden kaldırma testine göre bende bel fıtığı var. son 15 yıldır 2-3 yılda bir kendini hatırlatıyor, dinlendirerek geçiştiriyorum. Gövde kaslarım eşit ölçüde antremanlıysa ve esnetmelerimi düzenli yapıyorsam belim rahat. Herhalde eninde sonunda sıra bana da gelecek 🙂 Geçmiş olsun.

    Cevapla
  9. Doğa Demeray

     /  08/02/2018

    geçmiş olsun ve acil şifalar Mert Bey

    Cevapla
  10. Oguz

     /  08/02/2018

    Merhaba,

    Geçmiş olsun. Tedavi yöntemlerini bir kenara koyarsak vücudu güçlü tutmak için kan testi yaptırırken D vitamini seviyenizi ölçtürüp eksikse günlük D vitamini hapları (Hatta ilave olarak Omega 3) almanızı öneririm. Yakın zamana kadar 30-80 arası herhangi bir değer normal kabul ediliyordu ama son araştırmalar 100 e yakın tutulması gerektiğini gösteriyor. Bir arkadaşımın boyun fıtığı için gittiğimiz fizik tedavi doktorunun ilk sorusunun D vitamini eksikliğiniz var mı diye sorması da (Eskiden olsa ne alaka derdim) benim için bir teyid oldu.

    D vitamini (Aslında D vitamini hormonu) derimize güneş değince salgıladığımız sağlık için çok çok gerekli bir hormon, ama Türkiye’nin güneşi bile bunu yeterince üretebilmemiz için yeterli değil. Daha fazla bilgi için D Vitamini Devrimi isimli kitabı tavsiye ederim.

    Bir an önce tam sağlığınıza kavuşmanız dileğiyle.

    Cevapla
  11. Taner

     /  09/02/2018

    Çok geçmiş olsun Mert;
    Yazını üzülerek okudum, sen yazdıklarınla bana hep örnek bir sporcu oldun. Umarım en kısa sürede sağlığına kavuşur ve koşmaya tekrar başlarsın.

    Cevapla
  12. bd

     /  09/02/2018

    Geçmiş olsun. Umarım en kısa zamanda iyileşirsiniz.

    Cevapla
  13. mehmet

     /  09/02/2018

    Çok geçmiş olsun. Acil şifalar dilerim.

    Cevapla
  14. Tamer

     /  09/02/2018

    Çok geçmiş olsun Mert Bey. Acil şifalar dilerim. Siz şu an aktif spor yapamasanız bile ışığınız ve bilginizle benim ve bizim gibi daha amatör arkadaşlara can simidisiniz emin olun. Bunu düşünerek biraz daha moral bulmanız ve çabuk iyileşmeniz dilekkerimle.

    Cevapla
  15. Hayati kahriman

     /  09/02/2018

    Gecmıs olsun Mert tlf no nu yazarmısın bende aynı op yi oldum 8 gün once seninle bu konu hakkında paslasalım diyecektim ismim hayati kahriman

    Cevapla
  16. Altay Özcan

     /  09/02/2018

    Geçmiş olsun, sana çok benzer bir süreçten geçmiştim ve şimdi iyi sayılırım. Biraz uzun ama okumak istersen hikaye aşağıda.

    GİRİŞ: ben de işim gereği sürekli olarak aktif olan ve son 3 senedir de aralıklarla da olsa düzenli olarak koşan, yüzen, bisiklete binen biriyim. Çeşitli nedenlerle olabilir yaklaşık 9 sene önce inanılmaz bel ağrıları ve ayakta 1 saatten fazla duramama gibi sebeplerle ameliyat olmaya karar vermiştim. Yer aynı L4-L5. Neyse ameliyat sonrasında herşey çok iyi gitmişti. Ta ki 2016 aralık ayında belimin bana verdiği sinyallerin farkına varmayana kadar. Çok fena değildi ama fıtık buradayım diyordu. Sonrasında bir hapşırma ile olay koptu.
    OLAY: Belimden ayak uçlarıma kadar giden bir ağrı hissettim ve durumun ciddiyeti belli oldu. Bırak yürümeyi ve yatmayı, yatakta sağa sola dönmek bile imkansızdı. Hemen sonrasında (birkaç gün sonra tam yılbaşına denk gelmişti) hastaneye gidip MR vs işlemlerine girdim. Ve ricam üzerine bir ağrı kesici kas gevşetici içerikli bir iğne yaptılar. Ki günler sonra ilk defa biraz rahat hissetmiştim. Doktorların hepsi “Amores Perros” paramparça aşklar ve diskler dediler. Aksak ayak olursun, sakat kalırsınlar, hemen ameliyat edelimler havada uçuştu. Bu arada doktora gitmenin ne kadar sinirimi bozduğunun farkına vardım, moral yerlerde.
    İLK AY: Neyse ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçları alarak bi 3 hafta daha geçirdim. Yatak favori mekanım oldu; hafiften ayağa kalkabilecek duruma geldim. Oturmaları mümkün olduğunca kısa sürede tuttum. Sürekli olarak doğada aktif bir hayat yaşayan biri olarak oldukça zordu.
    İKİNCİ AY: İlaçları çok gerekmedikçe kullanmadım. İkinci ayda yürüyüşlere ve yüzmeye başladım. Yürüyüşler dediğim kısa şeyler, maksimum 1 saat. Yüzmeyi ise hafta 3 gün 1er saat tuttum. Yüzme öncesi minikler havuzunda 10-15 dk yan yan, düz, arka olacak şekilde yürüdüm. 2inci ay içerisinde bel egzersizleri de yapmaya başladım hafiften. Eğer acıtıyorsa hareketi yapmadım.
    ÜÇÜNCÜ AY: Hiç mi ilerleme olmayacak derken ayağımdaki uyuşukluk gitti. Hatta oturma sürelerim bile uzadı. Yürüyüş mesafesi de arttı. Biraz iyiyim sanki geçti mi derken bir koşayım dedim, sonraki günlerdeki ağrılarım otur yerine dedi. Yüzmeye devam.
    DÖRDÜNCÜ AY: Yürüyüş turlarım başladı ve günde 8-9 km, oldukça dikkat ederek, yürüyüş yaptım. Mümkün olan her yerde hiçkimseye aldırmadan egzersizleri yaptım. Her etkinlik sonrasında hiç üşenmeden mutlaka yaptım. Mümkünse bir sabah bir akşam.
    BEŞİNCİ ve ALTINCI AY: Bu aylar içerisinde normal hayatıma döndüm, ama koşusuz. Bol trekking ve yüzme. Araba kullanma ve oturma sorun değildi. Egzersizlere devam! MEIS – KAŞ yüzme yarışına (7km) katılmaya karar verdim ama orada olamadığım için katılamadım.
    YEDİNCİ AY: Madem koşamıyorum, biraz hızlı yürüyeyim. Vertical km yarışlarına katılırım en azından dedim. Sonra yokuş aşağılarda koşmayayım, düzlerde jog yapayım dedim. Bir şey olmadı. Erciyes SKY Trail’de VK’ya katıldım. İyi de bir performans çıktı.
    SEKİZİNCİ AY: Dur be şöyle bir 5 km koşayım. Ertesi gün çağırırsa bir daha yapmam dedim. Bir şey olmadı. Her gün biraz doz arttırarak devam ettim. Bu ay sonunda 13-15 km rahat koşabiliyordum. Her koşu sonrası egzersizleri yapmayı bırakmadım.
    DOKUZUNCU AY: Haftada bir gün boş verip neredeyse her gün koştum. Mesafeler 20küsürlü km’ler geçmedi. Normale dönmüştüm.
    ONUNCU AY: Kapadokya Ultra Trail’e katılmaya karar verdim ve 60 km’ye yazıldım. Öncesinde bir iki hafta kapadokyada koştum. Yarışı da sorunsuz bir şekilde tamamladım, Göreme’den sonraki kısımlarda ara ara da olsa beraber koştuk.
    SONRAKİ AYLAR: Kasım ayında sanırım ayağım kayıp düştüğüm için veya sadece sinirimi bozmak için hafif ağrılar geri geldi. Araç kullanmak, oturmak imkansızdı. Koşmaya ara verip, recovery olsun, yüzmeyi arttırdım. Haftada 4 gün neredeyse toplamda 10-12 km yüzdüm. Ayak paleti kullanmak ve kickboard ile çalışmak inanılmaz iyi geldi. Şimdi yine iyiyim, gel gitli bir şekilde ilişkimiz devam ediyor. Ameliyat olmayı ise kesinlikle düşünmüyorum.

    ***Tavsiyem bir kaç ay, en az 3, dinlenmen. Bu süre içerisinde başka sporları yapabilirsin. Mesela yüzme bir tutkuya dönüşebilir, uzun mesafeli bir sürü yarış var! Her gün egzersizleri yap! Ortalıkta bir sürü var ama bazıları elenip bazıları favorin oluyor. Herkesin farklı bir hikayesi var tabi, ama yardımcı olacaksa istediğin zaman ulaşabilirsin.

    Selamlar

    Cevapla
  17. Altay Özcan

     /  09/02/2018

    Bu arada fıtığın ilk ameliyat olduğum yerden nüksettiğini de yazayım!

    Cevapla
  18. Mehmet Ali OK

     /  09/02/2018

    Geçmiş olsun. Acil şifalar. Bunun da üstesinden geleceğine eminim

    Cevapla
  19. Sevgili Mert, geçmiş olsun. Yazının başlangıcı bende merak uyandırdı sonuna kadar okudum. 2005 yılında ben de bel fıtığı ameliyatı oldum. Fakat sen ne güzel araştırmışsın, tüm ayrıntıları ile. Beyin cerrahı bir arkadaşım vardı beni MR çekmeye gönderdi ve baktığında tek çare ameliyat dedi, ben de hemen ertesi günü oldum. Uzun süre rahat ettim 2015’de biraz ağrılarım vardı, doktorum da İstanbul’a gelmişti, anlattım. Ethem abi seni bu yaştan sonra bir daha ameliyat yapmam dedi, bununla yaşamayı öğrenmen lazım dedi. Herkes başından geçeni anlatmış, kusura bakma bende anlattım. İki nokta var her zaman her yerde söylerim teknolojik aletler olmasa TIP en geri kalmış bilim dalı, fizikçilere teşekkür etmek gerekir. İkincisi de 50 bel fıtığından 49 L4-L5 fıtığından çekiyor. İnsan başına gelince herkes ile bu konuyu görüşüyor, bu da benim istatistiğim. Tekrar geçmiş olsun. Sevgilerimle…

    Cevapla
  20. Eray A.

     /  10/02/2018

    2 tane boyun fıtığı olan bir triatletim , sadece yapman gerekeni yap. Beklemen gerekiyorsa kesinlikle bekle.Sonra emin ol düzeleceksin, ve yaşantın bu durumu sürekli kollamakla geçeceğinden arasıra meydana gelen ağrı/sızıların dışında seni spor yaşantından alıkoyacak bir durumla karşılaşmayacaksın.Çünkü bu şekilde yaşamayı öğreneceksin.

    Kendi deneyimlerim sonucu şunu diyebilirim,Bel ve boyun fıtığına yüzme gerçekten iyi geliyor.

    Cevapla
  21. mertderman

     /  10/02/2018

    Herkese tek tek yanıt yazmak istedim ama topluca yazmak daha iyi olacak gibi. Yorumlarını, iyi dileklerini ve deneyimlerini paylaşan, doktor ve tedavi öneren herkese çok çok teşekkür ediyorum. Deneyimleri dinlemek beni rahatlattı açıkçası. Ben -hem burada hem de paylaştığım diğer mecralarda- gelen yorumlardan birkaç şey anladım.
    Birincisi: Bu çok yaygın bir sorun. Zaten bunun böyle olmasını bekliyordum, çünkü bu süregiden evrimimizin bizde bıraktığı hatalardan biri sanırım. Bu büyük gövdeyi ve ağır kafayı ayakta durarak taşımak çok mümkün değil. Gezegenimiz tetrapod (dört uzuvlu) olan, yüzen ve uçan hayvanlar gezegeni. Bunun bir nedeni olmalı. Ayağa kalkmak ellerimizi boşa çıkardı ve bu bizi biz yaptı. Bu gelişim ne yazık ki yanında omurilik sorunlarını da getirdi.
    İkincisi: Tıp bu konuda henüz tek bir tedavide hemfikir olabilmiş değil. Tüm insan vücudu olduğu gibi omurilik ve bel de çok kompleks. Müdahale etmek zor ve riskli. Çok sayıda çalışma var, her yöntemi destekleyecek birçok çalışma/makale var, kim hangi çalışmalara güveniyorsa, deneyimi neyse ona göre tedavi öneriyor/uyguluyor. Birçok çözüm de palyatif. Doğru doktor/yöntem doğru hastaya denk geldiğinde güzel sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Az önce söylediğim gibi çok fazla sayıda sorunlu insan ve çok fazla sayıda yaklaşım olduğundan kombinasyondan çok sayıda pozitif sonuç da çıkıyor. Ama tabii birçok konuda olduğu gibi negatif sonuçları pek duymuyoruz, ya da anlatmaya değer değil veya anlatmanın faydası yok, çünkü başarısız.
    Üçüncüsü: Tıp bu konuda -kaçınılmaz olarak- çok tutarlı sonuçlara ulaşamayınca alternatif yöntemler devreye giriyor. Zaten bilimsel olanlar da henüz kesinleşmiş olmadığından alternatifler de en az onlar kadar iyi veya kötü sonuç verebiliyor. Yine doğru yöntem, doğru hasta ve biraz da şans karşılaşması ile mutlu sonlar ortaya çıkabiliyor. Çok saçma ve riskli değilse denenebilirler.
    Dördüncüsü: Evrim nedeniyle çoğumuzun sahip olduğu sorunlara bir kısmımız ayrıca genetik olarak daha fazla maruz kalmış. Omuriliğin şekli ve davranışı, omurların arasındaki disklerin yapısı ve benzeri bazı şeyler genetik olarak doğuştan sahip olduğumuz şanssızlıklar. Bunun üzerine biraz da vücudumuzu hoyrat kullanınca sorun büyük olabiliyor.
    O kadar çok sayıda yardım önerisi geldi ki, uygulamaya yetişmem mümkün değil. Ben de bu yoldan geçenler gibi aklıma yatanlar arasında adım adım bazı şeyleri deniyorum, deneyeceğim.
    İnsanın bu kadar seveni, ilgi göstereni, arkadaşı, dostu olması çok güzel. Bu bile beni bir nebze iyileştirdi diyebilirim. Herkese yeniden çok teşekkür ederim.

    Cevapla
  22. Ceyhun

     /  11/02/2018

    Mert bey çok geçmiş olsun. Deneyimleriniz bizim için cok yararlı, okuyucu yorumlari da aynı şekilde. Ben bikaç konu hakkında kabaca bir şeyler söylemek istiyorum.
    Maalesef mesai saatleri içinde oturusumuza cok dikkat edemiyoruz. ben de sık sık kendimi omuzlar çökmüş, kambur bir sekilde otururken buluyorum. Hergun 8 saat böyle kalmak tabi ki çok olumsuz sonuçlara sebep olabilir. bunun yanında genetik mirasimiz da önemli. anne babamizdaki sağlık sorunlarının bizde görülme ihtimali genelden biraz daha fazla olabilir.
    Bunun disinda asıl değinmek istediklerim d vitamini , pre-pro biyotikler ve stres faktörleri.
    D vitamini son 10 yilda çok populer oldu ve reçetelerde çokça yer alıyor. cok farkli görüşler var. Bazı uzmanlar bu kadar fazla d vitamini almanın abartı oldugunu söylüyor ki ben de onlar gibi düşünüyorum. 50bin unitelik damla halinde piyasada olanlardan bir veya iki tane almak butun yıl için yeterlidir , 55 yaş üstü olanlar ve kadınlar için bu miktar daha yuksek tutulabilir ama şu da bir gercekki günümüzün çoğu kapalı alanda geçiyor. Yani d vitamini ihtiyacımız bu yazdigimdan daha fazla olabilir. ama haftanin bikac gunu en az 1 saat disarda olanlar için değil bence. Ve bu d vitaminin faydasını direk olarak hissedemesek de birçok metabolik olayda cok onemli rolleri vardır.

    Probiyotikler faydali mikroorganizmalardir. cildimizde, barsaklarimizda (k vitamini sentezlemekten gaz oluşumu ve barsak alışkanlıklarinin duzenine zararli bakterilerin sayi ve toksinlerinin azaltilmasina kadar birçok faydası vardir) ve kadınların vajinasinda bulunan faydali bakteriler olan Laktobasilus türleri gibi. ve belli bir oranda bulunmazlarsa diğer bakteri ve mantarlar ve dolayısıyla toksinler artar. Ama asıl onemli etkisi nerden okudugumu tam hatırlamıyorum ama beynimizden daha fazla oranda serotonin salgilanir sindirim sisteminde .ve bu da tum metabolizmamizi etkiler dogal olarak. Prebiyotikler de bu probiyotik dediğimiz faydalı bakterilerin besinleri olan sindiremedigimiz gidalar. Yani sebze vb seylerden gelir. Probiyotikler in en onemli belki de tek kaynagi yoğurt. Ve tabiki evde yapılan. Reklam yapma amacim yok ama Piyasadakiler içinde bakso isimli preparatin daha iyi oldugunu söylemişti bir diyetisyen arkadaşım ve 2 ay boyunca gunde 1 tablet onermisti. Hazir tuketim gidalarla besleniyorsaniz veya ev yemeği cok yer tutmuyorsa gunluk hayatinizda ozellikle dikkat etmek lazim bu konuya. Bunun da etkisi dolayli ve zaman icinde hissedilebilir diye düşünüyorum.
    Stres faktorlerine gelince, cogu zaman gergin olan veya stres altindaki kişiler, sigara tabiki zararli ama hergun bir paket icenler kadar hatta daha fazla oranda hasta oluyor , kanser oluyor. Bagisiklik sistemi hasta oldugumuz zaman 10 uzerinden 10 aktive oluyor diyelim ve normal zamanlarda 10 uzerinden 0 dersek , bu stres altında yaşayan kişilerde hep 10 uzerinden 3 gibi bi oranda aktive halde oluyor. Bu da bizi daha yorgun ve hastaliklara meyilli yapıyor .
    Son olarak da uykudan bahsetmek istiyorum. saglikli burun solunumu yapamayanlar, (kemik eğriliği veya konka hipertrofisi gibi sebeplerle)ve horlama(uyku apnesi)sorunu olanlar , bu kisiler baskasinin 6 saatte aldigi uykuyu 8 saatte zor alır. Bunlar gibi uykuda nefes alma sorunlari hipertansiyon , metabolik sendrom vb durumlara sebep oluyor. Ayni zamanda hayatimizdaki stresi de arttirmis oluyor.
    Tekrar soylemek isterim. bu konuların hiçbirinde uzman degilim ama konu saglik olunca herşey herşeyi etkileyebilir.
    Siz çok özverili ve ayrintili bir sekilde deneyimlerinizi paylaşıyorsunuz , ben de ordan burdan ogrendiklerimi kisaca paylaşmak istedim.

    Cevapla
  23. Dr. A. Seçkin Atabaş

     /  12/02/2018

    geçmiş olsun

    Cevapla
  24. İsmet Akçay

     /  12/02/2018

    Merhaba
    İsmet Akçay Ortopedi Uzmanı olarak çalışıyorum , yaklaşık 3 yıldır koşuyorum spor sakatlıklarıyla 20 yılı aşkın bir süredir karşılaşıyor ve amatör veya profesyonel sporcuların problemlerine çözüm üretmeye çalışıyorum. Koşunun insan Sağlığı üzerine bi dolu etkisi olduğunu söylememe gerek yok. Fakat sizinde tecrübe ettiğiniz gibi sakatlık dönemleri bizi bu en çok sevdiğimiz şeyden uzak tutabiliyor. Yaşadığınız bel ve kalça çevresinde ağrı gündelik masa başında iş yapan herkesde karşılaşabileceği gibi (lomber disk hernisi,priformis sendromu) gibi sporcularda da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.böyle bir problem ile karşılaşıldığında konservatif tedaviyi ön plana alan yaklaşımlar ilk tercih edilmelidir sizde konservatif tedavi denenmiş ve mini invaziv bir yöntemle tedaviniz devam etmiştir.burada eğer ciddi bir nöral hasar ile karşı karşıya kalma durumunda (düşük ayak idrar inkontinansı)olay cerrahi alternatifi gündeme getirecektir.tavsiyem;bir beyin cerrahisi uzmanının takibinde olmanız.Koşu sporunun bedenimiz üzerinde olumlu etkileri malum.fakat bu sporu yaparken izlediğimiz antrenman tekniğiyle de doğru orantılı,sakatlıklar sporcu için kaçınılmaz ne kadar uzun süre spor ile uğraşıyor olsak da bu işi profesyonel yapan herkesin başına sakatlık gelebilir.Amaç bu süreleri kısa tutmak sağlığımıza kısa sürede kavuşmaktır.koşuya hazırlanırken beslenme ve uyku dahil ısınma strecing,cross antreman,pilates yoga bir bütün halinde antrenman tablomuza eklenmelidir.yine mental hazırlık ve vücudun sesine kulak vermek(ben buna ne kadar hazırım?) sorusunu bu sürecin sonunda cevaplamalıyım.Yapılan spor ne olursa olsun eğer boş zamanımızda yapılan bir hobi ise amaç sadece kendimizle yarışmak olmalıdır.Yapılan araştırmalar gençlerde ani kalp ölümünün sadece uzun koşular sırasında olmadığını normal popilasyonda da olabileceğini gösterir.Geçen sene Antalya da ki koşu sırasında kaybettiğimiz arkadaşımız sadece bir örnektir fakat bu durum ‘’zaten ben koşuyorum,sağlıklıyım kalbimde bir problem yok bunun için kardiyo muayenesine ihtiyacım yok’’anlamıma gelmez.sizde ifade ettiğiniz için vücudunuzun bu ağır spor karşısında fazla yormuş olabilceğinizi ve dinlenmeyi unutmamanız gerektiği sonucu açıktır.Şöyle örnekleyecek olursak kişiden kişiye değişebilir her bedenin bir onarım süresi vardır ‘’dinlenmek (recovery time)’’koştuğunuz yarışın veya katıldığınız koşunun bir devamıdır.Sağlıklı keyifli koşular diliyorum.

    Cevapla
  25. durukan türe

     /  12/02/2018

    Mert geçmiş olsun. yazın her zaman ki gibi teknik. tıp genel anlamı ile bir yorum sanatıdır. bu şekli ile pozitif bilimlerin bir koşesinde durur, hatta alternatifi bile kurgulanır. oysaki tıbbın alternatifi yoktur, tamamlayıcısı vardır. Her neyse, Altay Özcan uzun uzun anlatmış fakat küçük bir kaç noktayı unutmuş sanırım. Sana bir FTR hekimi olarak tavsiyem daha radikal tedavilere başvurmadan konuyu ‘iyi’ bilen bir hekimden görüş alman olacaktır. Ne kadar okuyup ,bilgileri derlersen derle konuya genel bir bakışın olacak ve yüzeyelde kalma ihtimalin yüksek. hastalıklar kişiseldir ve kişilerin load-load capacity (yük-yüklenme) modelleri ile açıklanmalı, tedavi stratejileri ise ICF e göre yani functional statusa göre planlanmalıdır. Sana uygun tedavi ve tedavi hedefi ile diğer bir hastanın tedavi hedefleri aynı olmayacaktır. Tedavi planlaması kişisel yapılmalıdır. Bunun için dünya sağlık örgütünün tavsiye ettiği “Wilson and Cleary ” modeline göz atmanı öneririm.
    Diğer yandan artık ağrı algısı üzerinden uzunca bir zaman geçmiş olduğu için kronik ağrı gibi olumsuz bir duyum da işi karıştırmaktadır. Bu tür ağrılarda ağrı duyusunu ileten nöron bağlantıları düz bir hatta ilerlemek yerine çok dallanır – dolanır. (bunun nelere neden olabileceğini öğrensen şaşarsın) fakat diğer yandan öğrenmemek daha iyidir. Cahillik erdemdir bi anlamda.
    doku iyileşmesinin çeşitli modelleri ve süreleri, bu tip sorunlarda ağrıların temel nedenleri, sinir köklerini besleyen hareketler, egzersizler , sinirlerin beslenme anatomisi, fibrozis vs vs vs. daha bir çok konu var. tavsiyem işi bilen bir hekimi bulmandır. sevgilerimle. geçmiş olsun..

    Cevapla
  26. Merhaba Sevgili Mert,
    benzer bir sıkıntıyı bende yaşadığımdan aşağıdaki e-posta üzerinde bana ulaşabilirsen bu konuyla ilgili konuşmak isterim. Geçmiş olsun.
    ekizilaslan@yahoo.com

    Cevapla
  27. Çiğdem

     /  17/02/2018

    Ah çok geçmiş olsun, umarım en kısa sürede iyileşirsiniz. Bu arada bilirim 3 4 ay koşmamanın ne demek olduğunu 😦 başlamanın ve eski performansı yakalamanın nasıl zor bir durum olduğunu da

    Cevapla
  28. ŞULE ÇINAR

     /  19/02/2018

    Sizde bu irade ve bilinç olduktan sonra kesinlikle atlatacaksınız.. Daha sadece koşu dünyası adına yapacak çok işiniz var.
    Çok sevgi ve selamlar.. 🙂

    Cevapla
  29. Hakan Düzgün

     /  28/03/2018

    Merhaba,
    Çok geçmiş olsun insallah en kısa sürede sağlığınıza kavuşursunuz. Sizi çok iyi anlıyorum koşan biri olarak ama şunu unutmayın lütfen allah daha büyük dertlerden korusun.
    Saygılar

    Cevapla
  1. Normale Dönüş ve Sapanca Ultra | Ritim
  2. Aladağlar Sky Trail 2018 | Ritim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: