Mozart100 Yarış Raporu

Mozart100 ödül takvimBu yıl öncelikli hedefim koşmaktı. Antalya’da maraton, İznik’te 80 km ve sonrasında Aladağlar’da bir dağ maratonu koşmak. Yılın hedeflerini yazarken aklımda olan bir şey daha vardı, emin olmadığımdan yazıda bahsetmemiştim; ilk 100 km yarışımı da koşmak istiyordum. Maraton hazırlıklarında güzel bir temel (base) oturtmuştum, ardından İznik için epeyce patika ve tırmanış çalıştım. Sonrasında yine hedef listesinde olmayan ama çok keyifli ve güzel geçen bir yarışta koştum, Tahtalı Run To Sky. O yarış, tırmanışlar konusunda zihinsel olarak çok iyi bir antrenman oldu benim için. Koşu konusunda fiziksel olmasa da zihinsel olarak bu kadar hazırken bir 100 km yarışı deneyebileceğime karar verdim ve Koşturmaca sohbetlerinden tanıyor olabileceğiniz Ilgaz‘ın daha önceki deneyimlerinden okuduğum kadarıyla bu hedefe uygun olduğunu gördüğüm Mozart100 yarışına kaydoldum. 20 Haziran cumartesi günü Avusturya’nın Salzburg kentinde koştuğum bu yarışın detaylarından biraz söz etmek istiyorum.

“Things are impossible until they are not.” _Komutan Jean-Luc Picard

Yazının devamı…

Tahtalı Run To Sky yarış raporu

Tahtalı Run To Sky madalyaKoşmaya başladığımdan beri gidip gördüğüm yerlerde koşarak veya yürüyerek gidilebilecek, çevresinde dolaşılabilecek, üzerine çıkılabilecek özel coğrafi oluşumlar hep ilgilimi çekmiştir. Benim için normal bir yarış parkurundansa böyle coğrafi oluşumlarla bağlantılandırılmış rotalar hep daha çekici olmuştur. Bazılarını kendi kendime deneme cesareti ve fırsatı bulabildim ama bazıları için bir grup insan desteğine veya bir organizasyona ihtiyaç oluyor. Bu yıl bu konuda çok şanslıyım. Önce yıllardır aklımda olan ve bir türlü fırsat bulup gerçekleştiremediğim Aladağlar’da koşabilme olanağı yakaladığım bir yarış organize edildi ve ben zor da olsa kısıtlı yarışçı listesine girebildim. Henüz bunun mutluluğunu yaşarken bir de Antalya’daki Tahtalı Dağı’nın zirvesine doğru yapılacak bir yarış olduğunu öğrenince nasıl sevindim anlatamam. Çünkü yıllardır insanlar büyük şehirlere geri döndükten sonra, sonbaharda Çıralı’ya gider tatil yaparız. Günler kısa, hava serin olsa da o devasa sahilin sessizliğinde oturmak, dingin manzarayı seyretmek insanı çok rahatlatır. Eşimle Çıralı’da her zaman denize bakıp dalgaları dinlemeyiz, bazen de denize sırtımızı döner kuş sesleri eşliğinde dağları izleriz. İşte o zamanlarda hep Tahtalı Dağı’nı görür etkilenirdim. “Şu dağa koşarak/yürüyerek çıkmak ne güzel olur” diye düşünürdüm.

Bir türlü kendimde oraya tek başına koşarak/yürüyerek çıkma cesaretini/gücünü bulamamıştım. 16-17 Mayıs hafta sonu Tahtalı Run To Sky koşusunda yaklaşık 50 kişiyle birlikte bu denemeyi yapma fırsatım oldu. Başlamadan önce biliyordum, çok zor olacaktı; sürekli sert tırmanışlar, durmaksızın yükselmek, 28 km içinde sıfırdan 2350 metreye yükselmek, belki sıcak, zor zemin, zirvede kar. Ama eğer tükenmeden zirveye varabilirsem yıllardır aklımda olan bir şeyi daha yapmış olacaktım.
Yazının devamı…

Asics DS Trainer 19

Asics DS Trainer 19Mart başında Antalya’da maraton koştum. Genelde yarışa iki ay kala hangi ayakkabıyla koşacağım aklıma takılmaya başlar. Koştuğum son birkaç maratonda oldukça minimalist, 0 veya 4 mm topuk farkı olan ve neredeyse desteksiz ayakkabılar kullanmıştım. 2014 sonu ve 2015 başında yoğun interval ve tempo antrenmanları yaptığım dönemde sol topuğumun iç kısmında ve aşilde ufak ağrılar oluşmaya başlamıştı. İnce tabanlı ve düşük topuk farklı ayakkabılarla bu kadar çok hız antrenmanı yapmamla alakası olduğundan endişelenmeye başladım ve hem hazırlık aşamasında hem de yarışta farklı bir ayakkabı denemeye karar verdim. Daha önce de kısaca değindiğim gibi Asics Türkiye takımının bir üyesi olarak Asics modellerini kullandığımdan hemen modeller arasında gezinip nasıl bir ayakkabıyla koşmam gerektiğini araştırdım. Aradığım ayakkabı, minimalist ayakkabıları tercih etmemin en büyük nedeni olan hafiflik özelliğine sahip olmalıydı. Aynı zamanda çok rahat olmalı, ayağımı çok kısıtlamamalı ve topuk farkı abartılı olmamalıydı. Tabii bunun yanı sıra tabanı -özellikle topukta- daha iyi yastıklamalı ve topuğu az da olsa kavramalıydı. Modeller arasında kısaca bakınmak bile seçim yapmama yetti. DS Trainer 19 (DST 19) tam da aradığım ayakkabı gibi görünüyordu.

Yazının devamı …

İznik Ultra 2015 – 80K Yarış Raporu

İznik Ultra 2015 bitişiYaklaşık yarım saattir kavurucu güneş altında tırmandıktan sonra geçmiş senelerde parkurun geçmediği, içindeyken insana Geyik parkurunda olduğunu düşündüren ağaçlık dar bir patikaya girmiştim. Tırmanışın başından beri giderek düşen enerjim artık sıfırlanmıştı, attığım her adımda bir kenara yatıp dinlenmemek için kendimi zor ikna eder olmuştum, hatta bir süre sonra gölge bir yer bulmuşken patikanın yanına çöküverdim. Midem bulandığından ve bağırsaklarımda bir sancı hissettiğimden canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Derbent’teki istasyonda beni bekleyeceğini bildiğim eşimi aramak için telefonumu elime aldım, ama çekmiyordu. 50. kilometrede daracık bir patikada öylece oturmuş ne yapacağımı düşünürken yanımdan iki 130K koşucusu ve 80K parkurunda olan Mustafa abi (Kızıltaş) geçti. Mustafa abi yardım edebileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda ona hayır derken bir şeyi fark ettim; o an kendimden başka kimse bana yardım edemezdi ve o saçma yerde oturup zaman kaybetmek yerine kalkıp en azından bir sonraki istasyon olan Süleymaniye’ye varmalı, ne yapacağımı orada düşünmeliydim. Ayaklandım ve ne kadar midem bulansa da domates aromalı, tuzlu jellerden bir tanesini zorla ağzıma sıkıp bir mucize yaratmasını bekleyerek yürümeye koyuldum. 18 Nisan Cumartesi sabahı başladığım İznik Ultra 2015’in 83 km uzunluğunda olan parkurunun orta yerindeydim ve aklım çok bulanıktı.

Yazının devamı…

Yolda Büyümek

Minik Gezgin - Yolda Büyümekİnci ve Soner Sarıhan’dan bahsettiğim ve “Pedalımda 5 Ülke” kitaplarını tanıttığım yazıda, o kitapta anlattıkları yolculuklarından sonra da bisiklet yolculukları yaptıklarından söz etmiş ve şöyle demiştim:

Sonra aralarına çocukları Tibet katılmış. Onları tanımayan ve bu satırları okuyan birçok insan “ee ondan sonra bitmiştir tabii bu seyahat işleri” diyecek belki ama onlar herkes gibi olmadıklarını ispatlarcasına Minik Gezgin olarak çağırdıkları Tibet ile birlikte, o daha 22 aylıkken orta Avrupa’da 3486 kilometrelik bir rotayı geçmişler. Genel bakış ile 2 yaşında bir çocukla başka bir şehre bile seyahat etmek çok zorken onlar ailece günlerini bisiklet üstünde gecelerini ise yıldızların altında çadırlarında geçirerek dünyaya bizden çok daha yakın olmayı başarmışlar.

İşte şimdi, İnci ve Soner (ve tabii Tibet) bu bahsi geçen yolculuklarının hikayesi ile karşımızdalar. “Minik Gezgin-Yolda Büyümek” ismini verdikleri kitabı okuduğunuzda çok seveceğinize eminim. Yaptıkları şeyin güzelliğinden, birçok insan için belki de imkansızlığından söz etmeyeceğim, çünkü onlar ve yaptıkları hakkında düşündüklerimi önceki yazımda dile getirmiştim. Asıl değinmek istediğim şey yolculuklarını ne kadar hoş ve çok yönlü anlattıkları.

Yazının devamı…

İmkansıza Adım Atmak

tedx youth logoTED konuşmalarını duymayan yoktur herhalde. 15-20 dakikalık ilham verici, çarpıcı bilgilerin paylaşıldığı konuşmaları hepimiz internet aracılığıyla izleyebiliyoruz. TED toplantıları çok az sayıda yapılıyor ve konuşmacılarını çok özenle seçiyorlar. Konuşmaların içeriğine ve sunuma çok önem veriyorlar ve sıkı kuralları var. Bu etkinlikler dünyada çok az sayıda düzenleniyor ve izleyici olarak katılmak bile gerçekten çok zor. İnsanların bu yaklaşıma çok ilgi duyduğunu gördüklerinden kendi kurallarına uymak koşuşuyla ve bir lisans vererek TedX adı altında bağımsız organizasyonlar düzenlenmesine de izin vermişler. Bu tip organizasyonların sayısı hızla artıyor. Türkiye’de de çok sayıda düzenlenmeye başladığını görüyoruz TedX etkinliklerinin.

Bir halka daha genişleterek TedxWomen ve TedXYouth gibi daha küçük gruplara da etkinlik şablonları üretmişler. Bilkent Lisesi öğrencileri de birkaç yıldır TEDxYouth@BLIS adı altında bir TedXYouth etkinliği düzenliyorlar. Öğretmenlerinin kılavuzluğunda tüm organizasyonu öğrenciler yapıyor. TEDxYouth@BLIS, bu yıl da 25 Şubat’ta düzenlendi. Organizasyondaki öğrenciler benden de bir konuşma yapmamı istediler. Çarşamba günü akşam 15 dakikalığına sahnelerini bana ayırdılar. Koşmak ve dayanıklılık sporları hakkında bilgi vermeyi ve az da olsa kafa karıştırmayı, sorgulatmayı hedefleyen bir konuşma hazırladım. Umarım hedefine ulaşmıştır.

Konuşmanın metnini burada da paylaşırsam belki daha fazla insana ulaşabilir diye düşündüm. Konuşma tam olarak böyle olmadı belki ama hazırlanırken üzerinde çalıştığım halini aşağıda paylaşıyorum.
Yazının devamı …

Maraton Hedefi Belirleme ve Sonuç Tahmini

Runtalya 2013'de hesaplar

Runtalya 2013’de hesaplar

Ironman Kopenhag ardından biraz dinlendikten sonra maraton hazırlığına başlama vakti gelmişti. Aklımda geçen seneden beri bir hedef vardı, 3 saatin altında bir maraton koşabilmek. Running For Fitness sitesini açtım, “calculations” bölümünden, “race paces” menüsüne oradan da “race predictor” ekranına ulaştım. Mesafe olarak maratonu seçtim ve 2:58:00 değerini girdim. Yaşımı seçip hesaplamayı tamamladım. 5K için 18:36, 10K için 38:42, 15K için 59:17 ve yarı maraton için 1:25:04 değerlerini gördüm, bir yere kaydettim. Demek ki hazırlık yolunun bir yerlerinde bu dereceleri yapabilirsem kafamdaki maratonu koşabilecektim. Ama bir dakika, bu yaklaşımda bir hata yok mu? Bu ve benzeri siteler aslında yakın zamanda koştuğunuz bir dereceden yola çıkarak diğer yarışlar için olası hedefleri belirlemek için kullanılıyorken ben tam tersini yaptım. Bunun nedenlerine yazının sonunda değineceğim. Ondan önce biraz yarış hedefi belirlemek ve yarış sonucu tahminleri yapmakla ilgili biraz konuşalım.

Yazının devamı…

2014 özeti ve 2015′e bakış

Ironman Kopenhagİnsan, yaşı ilerledikçe zamanı daha hızlı akıyormuş gibi algılıyor sanırım. Yine bir senenin sonuna geldiğimizi fark ettiğimde ilk aklıma gelen bu oldu. Yakın zamanda bir yerlerde okumuştum, zamanın daha hızlı geçiyormuş gibi hissetmemizin bir nedeni de yaşlandıkça yeni şeyler öğrenmiyor, çarpıcı ve bizi etkileyen yeniliklerle karşılaşmıyor olmamızmış. Oysa ben 2014 yılı içinde birkaç çarpıcı an yaşadım ve çokça yeni şey öğrendim. Zaman akışı algımız ile ilgili benim düşüncem ise şu: eğer ileri bir tarihte önemli bir şey yapmayı planlıyor ve o tarihi bekliyorsan hızla kendini o noktada buluyorsun, sonrasında da hemen bir sonraki plan sırada beklediğinden hız hiç azalmıyor.
Yazının devamı…

Koşu Forum

Koşu forum logoAşağıdaki yazı Aykut Çelikbaş tarafından yazılmıştır. Yaklaşık bir ay önce kullanıma açtığımız Koşu Forum‘dan söz edecek, tanıtımını, anlatımını yapacaktım ama aklıma Aykut’un bunu Facebook’ta çok güzel yaptığı geldi. Ben de onun tanıtım yazısını aynen buraya taşımayı tercih ettim.

Uzun yıllardır sıkı bir forum kullanıcısı olarak her zaman Türkiye’de sadece koşuya özgü bir forumun eksikliğini hissetmiştim. Bu konuda geçen seneden beri Mert (bu ben oluyorum :)) ile fikir alış verişi yaparken sonunda bunu Koşu Gazetesi’nde uygulamaya karar verdik. “Verdik” diye çoğul konuşuyorum ama Mert yazılım tarafında işin o kadar büyük bölümünü yaptı ki bana pek bir iş düşmedi. Sonuçta Raidlight Türkiye’nin de desteği ile bunu hayata geçirdik.

Yazının devamı…

9 ile Biten Yaşlar

39-40İnsanlar, yaşlarının onluk hanesi değişeceğinde farklı bir anlam arayışına giriyorlarmış. Bu anlam arayışları arasında her türlü konu var. Örneğin, bir online ilişki arayışı sitesinin 8 milyon erkek kullanıcısının verilerinden evlilik dışı ilişki arayanlara dair çizilen grafikte 39, 59 ve özellikle 49 yaşın oldukça öne çıktığı görülmüş. İşin ilginç yanı şu; hayatın anlamını sorguladığınız bir dönemdeyseniz bunu iki şekilde yapmanız mümkünmüş: uyumlu (yani anlam bulmanızı kolaylaştıracak yönde) veya uyumsuz (anlam bulma ihtimalini azaltır biçimde). Uyumsuz için en büyük örnek intihar. Enteresan bir şekilde istatsistiklere göre 9 ile biten yaşlardaki intihar oranları da oldukça yüksek. Peki ana konusu koşu olan bu sitede bu konunun işi ne?

Yazının devamı…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 209 takipçiye katılın